TÜRK DÜNYASI ve TOPLULUKLARI HAFTASI


Türkistan, Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu gibi dünyanın medeniyet havzalarında yaşayan Türk toplulukları arasında gönül ve işbirliği sağlamak amacıyla 21 Mart Nevruz Günü’nü içine alan hafta Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası olarak ilan edilmiştir.
1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri (Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan) 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı’nı “Millî Bayram” olarak benimsemiştir. Türkiye’de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmî tatil olmaksızın “21 Mart” bayram kabul edilmiştir.
Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk’ün düşünce sisteminde “baharın gelişi” önemli bir yere sahiptir. Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bir bahar bayramıdır. Nevruz; “yeni gün”, “yeni yılın ilk günü” demektir. Bugün, geceyle gündüzün eşit olduğu, günlerin uzayıp sıcaklıkların artmaya başladığı 21 Mart’a rastlamaktadır. 21 Mart tarihinde yenilenmenin, dirilmenin, dinçleşmenin mevsimi başlamıştır.
Türklerin Nevruz geleneğinin Çin kaynaklarında, Kutadgu Bilig’de, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat’it Türk’ünde, Nizam’ül Mülk’ün Siyasetname’sinde, Melikşah’ın takviminde ve Akkoyunlu Uzun Hasan Bey’in kanunlarında izi sürülebilir. Bütün bu veriler gösteriyor ki Nevruz Bayramı kadim Türk tarihinde çok eski zamanlara uzanmaktadır.
Atalarımız; yeni bir hayat, yeni bir başlangıç demek olan bu tarihî günü, aynı zamanda Ergenekon’dan çıkış bayramı olarak da kutlamışlardır. Destana göre, yüzyıllarca etrafı yüksek dağlarla çevrili gizli bir yurt olan Ergenekon’da yaşayan Türk milletinin nüfusunun artması ile birlikte eski yurtları olan Turan’a tekrar kavuşma arzusu ortaya çıkmıştır. Bir kurdun rehberliği ve bir demirci ustasının dağda demir madeni bulunan alanda ocak yakıp örs kurması ve çekici örse vurup taşları parçalaması bu sürecin sembolik anlatımıdır. Böylece Türkler, demiri eritip Bozkurt önderliğinde Ergenekon’dan çıkarak tüm dünyaya tekrar yayılmaya başlamışlardır. Bu sebeple günümüzde 21 Mart’ta örs üzerinde çekiçle demir dövme eylemi Nevruz kutlamalarının geleneksel hale gelen ayrılmaz bir parçasıdır. Kızdırılmış demirin dövülmesi esnasında yeni yurda kavuşmayı ve kurtuluşu temsilen “Şol gökleri kaldıranın, Donatarak dolduranın,Ol Deyince Olduranın, Doksan dokuz adı ile!.” sözleri dile getirilir.
Nevruz Bayramı, Türk dünyasının en temel kültür ögelerinden birisi olup ateşlerin yakılması ve üzerinden atlanması pratiği bu bayramın temel ritüellerindendir. Bu ritüel, bireylerin dileklerini gerçekleştirmek, hastalıklardan arınmak ve yeni yıla temiz bir başlangıç yapmak amacıyla gerçekleştirilir. Bazı yörelerde, bu ritüelin üç veya yedi kez tekrarlanması gerektiği inancı yaygındır. Ateşin üzerinden atlama geleneği genellikle belirli bir tekerlemenin okunmasıyla gerçekleştirilir:
“Ağırlığım, uğurluğum dökülsün bu ateşin üstüne,
Ağırlığım, uğurluğum hep bu ateşe
Ağırlığım uğurluğum dökülsün, odda yanıp kül olsun,
Yansın alev saçılsın, benim bahtım açılsın.”
Nevruz ruhu, atalarımızdan bize ulaşan ve demir dağları bile eritmiş bir ateştir. Türk dünyasının birbirine kenetlemesi, özümüzü özümüze kaynaştırması için bu ateşin tekrar canlandırılması gerekmektedir. Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen atalarımızın ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yanmış ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak “ortak kültür ocağı”nda binlerce ruhu ısıtacaktır.
Sevgiyle, bereketle ve huzurla Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın!



